Bekar annenin yaşam kılavuzu-1

Henüz okul kitaplarında, çizgi filmlerde, kreş aktivitelerinde “aile” den sayılmasak da, neyse ki günden güne bu konuda sesler yükselmeye başladı. Toplumun bakışı, gelenekler, iş hayatı, evli ve en az 3 çocuk isteyen devlet dayatması evli bekar tüm kadınlara nefes aldırmıyor. Sorun aslında, Türkiye’de kadın olmak. Kadınlık hallerinin her çeşidi baskı altında.  İşin politik tarafı bir yana, pratikte hayatımızı nasıl kolaylaştırabileceğimizi kendimce toparladım. Hepsini yaptığımı söyleyemem ama yazmak bedava 🙂

1- Annenize, kız kardeşinize, eğer ilgiliyse eski eşe, her an kapısını çalabileceğiniz can dostunuza, bunlardan ya birine ya birkaçına yakın ikamet etmek.

Çocuğunuz hastalanır, düşer, ateşlenir, ishal olur. Gecenin bir yarısı hastaneye mi gidilecek. Hiçbiri olmasa servise bindirme, servisten alma, akşam yemeği yapamama, yalnız kalmamak v.s. pekçok nedenle yanında bulunabileceğiniz birine yakın olun. Bunlardan hiçbiri yoksa iyi bir komşu edinin, o da yoksa ve paranız varsa part-time yardımcınız olsun. Çocuğunuzun arkadaşlarının anneleriyle iyi ilişkiler kurun. Yalnız kalmaya, spora, alışverişe gitmeniz gerektiğinde çocuğunuzu bırakabileceğiniz iyi bir seçenek 🙂 Ne ana, ne komşu, ne eski koca, ne dost, ne para yoksa kapıcınızın, iyi bir taksicinin,  servis görevlisinin, kreş yönetiminin, çocuk doktorunuzun özel telefonları her an elinizin altında bulunsun.

Size yardımcı olacak her kim varsa bu kişilerle arayı da her an iyi tutun. Ufak hediyeler alın, güzel sözler söyleyin 🙂

2- Erken yatın erken kalkın. Uyku rutinine uyun 🙂 Ben genelde haftada 2-3 gün 9’da çocuğumla birlikte uyuyorum. Naz’dan yarım saat önce diri, dinç, dinlenmiş kalkmak büyük bir nimet. O yarım saatte neler yapılmaz.  Banyo işleri, kahve hazırlama, kahveyi içme ayılma, kahvaltı hazırlıkları v.s. Düzenli uyku fiziksel ve ruhsal sağlığınıza da iyi gelir. Uykucu diyenlere de kulaklarınızı tıkayın 🙂

3-Çocuk küçükken onun uyuduğu anlarda da dinlenmeye çalışıyordum. Bir 10-15 dakika uyumadan da uzansam iyi geliyordu.

4- Sağlıklı beslenin, mümkünse spor yapın. Bekar annelerin hastalanmaması, enerjilerinin her an iyi olması gerekiyor. Ben bugün kötüyüm, babası al sen uyut, kahvaltısını sen yaptır vesaire diyemeyeceğimize göre tüm annelerden daha fazla kendimize dikkat etmeliyiz.

5- Ev işlerinde, mutfakta hayatımızı kolaylaştırabilecek ne varsa bulundurun. Şiddetle tavsiye edeceğim şey ise çamaşır kurutma makinesi. Çamaşır as, topla, ütüle derdine son. Çamaşır kış günü kurumadı, ortalığa yay, balkona astık, is, pis koktu dertlerine son. Çamaşırı yıka, hemen yanındaki kurutma makinesine koy. Büyük oranda açılmış, ütüye gerek kalmayan çamaşırlar. Alerjik bünyeler için de çok iyi.  Çamaşırdaki tozu lifi alıp götürüyor. A sınıfı kurutma makineleri pahalı. Ben B sınıfı normal bir fiyata aldım. Aylık 20 yıkamaya elektrik faturasına etkisi 20-30 lira civarında oldu. Bence değer.

6- Eve yardımcı alma imkanınız varsa haftada veya 15 günde bir defa derinlemesine temizlik için almak yerine, haftada 3 gün ikişer saat derleme toplama için almak daha mantıklı geliyor. Ben çocuğum küçükken öyle yapmıştım. Şansım da vardı ki saatleri uygun bir yardımcım vardı. Şimdi tek başıma halledebiliyorum.

7- Çocuğunuz kreşteyken veya evde bakıcının olduğu saatlerde, ayda bir kez de olsa işten yarım gün kaçmanız mümkün olursa, o yarım günde aylık et ve market alışverişinizi yapın. Ben bu kaçış zamanlarını köfte, kavurma yapma, mercimek çorbası hazırlama ve dondurucuya atma v.b. işlerle geçiriyordum. Bir de yemek sorununa çözüm için lahmacun içi hazırlıyorum, mahalle fırınına veriyorum. Bol miktarda lahmacun ve pide yaptırıyorum ki dondurucuya da atayım. Lahmacun, yanında ayran bir de salata. Haftanın bir günün kurtardık 🙂

8- Ev işleri için maliyeti çok yüksek ama temizlik robotu şahane bir çözüm olabilir. Ben almadım. Alsam çok rahatlayabilirdim. Buharlı temizlik makinesi de temizliğe yardımcı oluyor. Hem deterjan kullanmıyorsunuz, hem de vileda v.b. ile silmekten çok daha kolay ve hijyenik. Basit modellerinin fiyatı uygun.

9- Küçük bir evde oturmak ev işlerinin çabuk bitmesine neden oluyor. Ben bunu çok istedim ama yapamadım. Denk gelmedi.

Daha yazılabilecek çok şey var ama şimdilik bu kadar olsun 🙂

Aklıma başka çözümler gelirse yine yazarım 🙂

Kolaylıklar ve sevgiler bekar anneler.

Hayal kırıklıkları

Gorkem’in son yazısı beni de düşündürdü. Hiçkimseye ayrımcılık yapmayan, farklılıkları nedeniyle insanları küçümsemeyen, her koşulda şikayet etmeden yaşamını sürdürebilecek donanıma sahip bir çocuk yetiştirmek hayalim. Bunun için de kendimce çabalıyorum. Pekçok anne de çabalıyor. Çok iyi biliyorum. Ancak, ben ne kadar sözle, kitaplarla bu konuları anlatmaya çalışsam da, birebir yaşamadığı, tecrübe etmediği sürece çocuğun sizin anlattıklarınızı içselleştirmesi mümkün olmayabiliyor.

Arabamız olduğu dönemde, toplu taşımaya alışsın diye N. ile ayda bir otobüs  veya tramvaya binerdik ve çok eğlenirdi. İki ay önce arabasız kalıp, otobüse binmenin eğlence olmadığını ve sürekliliğini algılayınca şikayetler, mızırdanmalar başladı. Yoruldum, arabamızı istiyorum, burası kalabalık vesaire 🙂 15 gün kadar bu şikayetler devam etti ama şimdi hiç sesi çıkmıyor ve otobüste kart nasıl gösterilir, nasıl para verilir, yaşlı ve çocuklulara yer verilir hepsini öğrendi 🙂 sabahın köründe okula servisle gitmeye de alıştı 🙂  Bazen içim acıyor ama bir taraftan da ikimiz için de iyi oldu diyorum. Ben bile yaşadığım şehrin, memleketin gerçeklerinden, arabalı yaşam nedeniyle kopmuşum meğer 🙂

N. 3 yaşına geldiğinde, danışmanımız yavaş yavaş hayal kırıklıklarına alıştırmanın zamanı geldi demişti. Bu yaştan itibaren çocuğu hayal kırıklıklarına alıştırmak, hem çocuğu büyüdüğünde başına geleceklere hazırlamak, hem de anneyi herşeyi açıklama, ikna etme, gerekçe bulma derdinden kurtarmak için gerekliymiş. Bizde oldukça işe yaradı. 2 ayda bir bir oyuncakçıya gidip,  gezip dolaşıp hiçbir şey almadan çıkmak. Neden veya gerekçe sunmadan. Tabii ki çocuk soracak, neden oyuncak almadık anne. Hımm bugün almıyoruz üzgünüm. (param yok, pahalı v.s. söylemek yok.) Bu gelecek yıllarda nasıl işe yarıyormuş. Örnek. Çocuğunuz 15 yaşına geldi ve arkadaşlarıyla dışarı çıkıp sabaha karşı dönmek istiyor. Siz de gece 12 sınırı koydunuz diyelim. Çocuk bu sınıra karşı çıkacak ve nedenini öğrenmek isteyecek, sizin her söylediğiniz gerekçeye de muhakkak bir kulp bulacak. İşte o zaman bu alıştırmalar işe yaracakmış. gece 12’de eve dönmeni istiyorum. Neden anne. Neden yok. Öyle istiyorum gibi 🙂 Analarımızın yaptıkları aslında 🙂 Eminim buna karşı çıkacak okuyucular olacaktır 🙂

Arabasız kaldığımızda da bu işimize yaradı.

– Arabamız nerede anne.

– İnsanların bazen arabaları olur bazen de olmaz. Şimdi de bizim yok.

– Ama bizim vardı anne, şimdi neden yok.

– Bir süre böyle kızım.  (Ebeveyni ilgilendiren bu konunun ayrıntılarını 4,5 yaşındaki çocuğa anlatıp yük vermeye gerek yok gerçekten)

Bazen gerekçesiz de  bir şey yapılmayabilir veya yapılabilir. Hayatta ne yazık ki bu da var.

Ebeveynler olarak biz ne yaparsak yapalım, muhakkak herşey bizim istediğimiz gibi olmayacak, yeni nesil bizden çok farklı olacak. Bundan eminim. Yine de ben aklımın erdiğince elimden geleni yapayım. Gerisi kısmet diyeceğim, çare yok 🙂

Bir para hikayesi

Para yüzünden dün gecem sıkıntılı ve neredeyse uykusuz geçti. Konu şuydu.

Dün akşam N. servisten iner inmez çantasından çıkardığı 20 TL’yi bana uzattı ve ardından aramızda şu diyalog yaşandı.

N: Anne bak para (gülümseyerek)

A: Kim verdi bunu sana kızım.

N: Arkadasim B. verdi.

A: Arkadasın da olsa başkalarının verdikleri parayı almıyoruz tamam mı?

N:  Ama anne ona da annesi vermiş, B. bana verdi, ben de sana veriyorum 🙂

Naifliklerine, paranın çocuklar için anlamsızlığına, değersizliğine tebessüm ederek, yarın o parayı arkadaşına vermesini ve annemize sormadan parayı kimseye veremeyeceğimizi söylemesini istedim.

Kreş yönetimiyle konuyu görüştüğümde, ne yazık ki bazı velilerin çocuklarına kreşe gelirken belki gerekir diye harçlık verdiklerini, bazılarının çocukları para isteyince veya cüzdanlarından para alınca hayır diyemedikleri için çocukların çantalarında para bulunabildiğini öğrenince şok oldum. Her çocuğun çantasını hergün arayamayacağımız için engelleyemiyoruz ancak velilerle bu konuyu zaman zaman konuşuyoruz dediler.

Öğretmeninin gözetiminde çocukların kendi aralarında sorunu çözmelerine karar verdik. N. okula gider gitmez parayı arkadaşına vermek istemiş ama arkadaşı B. çok bozulup almak istememiş. Onu ben sana verdim diye diretmiş. N. de hayır, annem annelerimizden izinsiz para verilmeyeceğini söyledi, ben bunu alamam demesine rağmen B. istamiyorum diye ısrar edince öğretmeni müdahil olmuş ve sorun çözülmüş. B. baya surat asmış 🙂

Dün gece uykumu kaçıransa şimdiden, daha bu yaşta çocukların naifliklerine para neden bulaştırılır? Neden 20-50 lira gibi rakamlar çocuklara verilir? Hele böyle bir konuda neden hayır denemez? 4-4,5 yaşındaki çocuğuna 20 lira harçlık veren zihniyetteki veli, çocuk ilkokula başladığında ne yapacaktır? Bu velilerin  çocuklarıyla birlikte eğitim alacak çocuğumu bu meta-lik zihniyetten nasıl koruyacağım? Bunları düşüne düşüne uykum kaçtı.

Peki biz parayla hiç mi tanışmadık ? Şehrimizdeki Nurti anneleriyle kreş bahçemizde yaptığımız takas ve 2. el şenliklerinin birinde  küçülenlerimiz ve ihtiyacımız olmayan herşeyi bir liraya satıp kumbarasına attı. Biriken parayla kreşteki okuma şenliğinde kitap alarak, arkadaşlarıyla birlikte ihtiyacı olan çocuklara hediye ettiler. Bir başka şenlikte, gelecek bahar alacağımız bisikleti için kazandıklarını kumbarasına attı. Yine takas şenliğimiz ve arkadaşlarımızla paylaşımlarımız sayesinde yaz bittiğinde küçülenlerini, kullanmadığı oyuncaklarını ben söylemeden iki arkadaşı için ayırdı ve tasnif etti. Bu sayede paylaşmayı iyi kötü öğrendi sanırım. Umarım böyle de gider. Ancak büyüdükçe çevrenin de etkisiyle neler yaşayacağız? İşte bu beni çok korkutuyor.

delirttiniz bizi

Danalar delirdi dediler, et yedirmediler, çiğ süt içme, kutulu olsun, şimdi kutusuz süte dön, açık olsun, köy tavuğu yeme  gribi gelir, hazır tavuk yeme ibne! olursun diye delirttiler bu milleti. İçimden kocaman bir çığlık atmak geliyor artık. Yeteeeeerr.. diye. karışmayın bu millete artık. En güzeli. Ne uzman istiyorum hayatımda ne de uzman görüşü. Keyifle yediğimiz, yerken mutluluktan bilmem kaç tane faydalı hormon salgılayarak zevkin doruğuna çıktığımız ve günde en az 3 kez bunu yaşadığımız yaşamımızın en güzel anlarının içine ettiniz. Şimdi sadece ve sadece stres, kaygı ve endişeyle bilmem kaç tane kötü hormonun salgılanmasını sağlıyorsunuz vücudumuza. Sağolun.

Ben anamın, atamın yaptıklarının aynısını yapıcam.

Dağlardan toplanan her türlü otu yiyeceğim,  etimi de tereyağımı da, sütümü de zeytinimi de, balığımı da yumurtamı da köylüden,  esnaftan, bakkalımdan, sütçümden alacağım. Bunları alırken hepsiyle tek tek sohbet edeceğim, onların yüzünde bir gülümseme, kendi hayatıma muhabbet sokacağım, komşumu görünce mutlu olacağım, taze börülcenin içindeki kurttan korkmak yerine, o da kısmetini burada arıyor diyerek, bir kenara koyacağım, gülmeyi, güldürmeyi, coşmayı, kapı gıcırtısında bile kıvırtmayı unutmayacağım.

Kızımın da benim gibi, anam gibi, atam gibi yaşamdaki en ufak güzelliklerin tadına varmasını sağlayacağım, bir çiçeğin rengi, bir rüzgarın seslenişi, bir damlanın camda duruşu, kuşların sabah cıvıltıları, keçilerin melun bakışları. hepsi coşma, gülme, yaşama bağlanma nedeni olacak.

Suratsız, muhabbetsiz, siyahlara bürünmüş, endişeli, ağzına attığı her lokmayı, aldığı her yudumu sorgulayan, kendisiyle kavgalı bir hayat bize, çocuklarımıza, yaşadığımız evrene herşeyden daha çok zarar veriyor.

Kocaman bir gülümsemeyle.