Bir para hikayesi

Para yüzünden dün gecem sıkıntılı ve neredeyse uykusuz geçti. Konu şuydu.

Dün akşam N. servisten iner inmez çantasından çıkardığı 20 TL’yi bana uzattı ve ardından aramızda şu diyalog yaşandı.

N: Anne bak para (gülümseyerek)

A: Kim verdi bunu sana kızım.

N: Arkadasim B. verdi.

A: Arkadasın da olsa başkalarının verdikleri parayı almıyoruz tamam mı?

N:  Ama anne ona da annesi vermiş, B. bana verdi, ben de sana veriyorum 🙂

Naifliklerine, paranın çocuklar için anlamsızlığına, değersizliğine tebessüm ederek, yarın o parayı arkadaşına vermesini ve annemize sormadan parayı kimseye veremeyeceğimizi söylemesini istedim.

Kreş yönetimiyle konuyu görüştüğümde, ne yazık ki bazı velilerin çocuklarına kreşe gelirken belki gerekir diye harçlık verdiklerini, bazılarının çocukları para isteyince veya cüzdanlarından para alınca hayır diyemedikleri için çocukların çantalarında para bulunabildiğini öğrenince şok oldum. Her çocuğun çantasını hergün arayamayacağımız için engelleyemiyoruz ancak velilerle bu konuyu zaman zaman konuşuyoruz dediler.

Öğretmeninin gözetiminde çocukların kendi aralarında sorunu çözmelerine karar verdik. N. okula gider gitmez parayı arkadaşına vermek istemiş ama arkadaşı B. çok bozulup almak istememiş. Onu ben sana verdim diye diretmiş. N. de hayır, annem annelerimizden izinsiz para verilmeyeceğini söyledi, ben bunu alamam demesine rağmen B. istamiyorum diye ısrar edince öğretmeni müdahil olmuş ve sorun çözülmüş. B. baya surat asmış 🙂

Dün gece uykumu kaçıransa şimdiden, daha bu yaşta çocukların naifliklerine para neden bulaştırılır? Neden 20-50 lira gibi rakamlar çocuklara verilir? Hele böyle bir konuda neden hayır denemez? 4-4,5 yaşındaki çocuğuna 20 lira harçlık veren zihniyetteki veli, çocuk ilkokula başladığında ne yapacaktır? Bu velilerin  çocuklarıyla birlikte eğitim alacak çocuğumu bu meta-lik zihniyetten nasıl koruyacağım? Bunları düşüne düşüne uykum kaçtı.

Peki biz parayla hiç mi tanışmadık ? Şehrimizdeki Nurti anneleriyle kreş bahçemizde yaptığımız takas ve 2. el şenliklerinin birinde  küçülenlerimiz ve ihtiyacımız olmayan herşeyi bir liraya satıp kumbarasına attı. Biriken parayla kreşteki okuma şenliğinde kitap alarak, arkadaşlarıyla birlikte ihtiyacı olan çocuklara hediye ettiler. Bir başka şenlikte, gelecek bahar alacağımız bisikleti için kazandıklarını kumbarasına attı. Yine takas şenliğimiz ve arkadaşlarımızla paylaşımlarımız sayesinde yaz bittiğinde küçülenlerini, kullanmadığı oyuncaklarını ben söylemeden iki arkadaşı için ayırdı ve tasnif etti. Bu sayede paylaşmayı iyi kötü öğrendi sanırım. Umarım böyle de gider. Ancak büyüdükçe çevrenin de etkisiyle neler yaşayacağız? İşte bu beni çok korkutuyor.

Paylaşmanın bencilliği

O benim halım diye halısının üstünde yürümeme bile izin vermeyen benim sevgili kızımın kreşinde her cuma oyuncak günü ve her çocuk kendi oyuncağını getirip diğer arkadaşlarıyla paylaşmaya alıştırılıyor. Hem kreşin oyuncak günü hem de benim paylaşmanın güzel olduğunu gösterme çabalarımın bu sabah ortaya çıkan sonucu.

Kız: Anne bana üzümü getir. (gayet sert bir şekilde)

Anne: Kızım üzüm senin bebeğin, sen git getir. (ana da sert, hırrr 🙂

Kız: Ama anne biz oyuncaklarımızı paylaşabiliriz, üzümü sen getirebilirsin. (gayet yumuşak ve tavlayıcı bir ses tonuyla)

Anne : Tamam kızım.. (tebessüm ederek içinden, aldın mı ağzının payını :))