Küçük Kız’ın Öyküsü

Geçtiğimiz yıllarda, sadece kadınların katılımına açık bir seminerde sevgili Hasbiye Günaçtı, “erkeklerin sizi gerçekten sevip sevmediğini onlara hayır demeye başladığınızda anlarsınız.” demişti.  Bu yazıyla alakasız ama “evlilik eğer erkeklerin aleyhine bir durum olsaydı, emin olun zaman içinde evlilik diye bir kurum kalmazdı” da demişti. İki cümleyi hiç unutmadım. Son dönemde daha fazla görüyoruz ki, kadınlar erkeklere hayır dedikçe, evlilik ilişkisinde kadınlar talep etmeye, hayır demeye başladıkça kadınlara yönelik psikolojik ve fiziksel şiddet arttı.

Şimdi konumuza dönelim.

Bugün size tanıtacağım kitap ( Türkçe’ye Küçük Kız diye çevrilmiş. Orjinal ismi Al bint Al Saghira Allati) her zaman evet demenin, paylaşmanın, fedakarlığın size mutluluk getirmediğini anlatıyor. “Bu hikayeye inanmayabilirsin ama gerçek bir hikaye bu” diye başlıyor. Hikayeyi okudukça inanmamak mümkün değil. Çünkü çok gerçek. Sürekli tecrübe ettiğimiz bir gerçek.

Kitabımızın yazarı Fatima Sharaffeddine. Lübnanlı, bir kadın yazar. Yaşamı şu linkte. http://www.fatimasharafeddine.com/en/

Kahramanımız Küçük Kız sevdikleri mutlu olsun diye en sevdiği flütünü bir çobana, mavi atkısını rüzgarda üşüyen arkadaşına, sarı topunu komşusunun köpeğine veriyor. Verdikleri bunlarla bitmiyor. Küçük kız her şeyini başkalarına veriyor. Kendisinin ne istediğini hiç düşünmüyor.

Küçük kız tabii ki anne babasını da mutlu etmek istiyor. Onları yalnız bırakamıyor. Babasının fırınında çalışıyor. Evlenecek yaşa geldiğinde ( kitaptaki bu cümleyi sevmedim.) annesinin Onun için bulduğu adamla evleniyor.  Kocasına yemekler yapıyor, tarladan buğday topluyor. Her işte kocasına yardımcı. Ve bir gün bir şey fark ediyor. ” Neden mutlu değilim?” Kendisini yorgun hissediyor. Çevresindeki herkes mutlu, onu seviyor ama küçük kız mutlu değil ve çok yorgun.  Düşünüyor, düşünüyor. Bir şey fark ediyor. Kendine can alıcı bir soru daha soruyor? “Ben ne istiyorum? BEN ne istiyorum diyor kendine vurgu yaparak.” Sonra saatlerce düşünüyor ve flütünü hatırlıyor. Çok sevdiği halde çobana verdiği flütünü. Ve ne istediğini buluyor

“Flütümle ezgiler çalarak dünyayı gezmek istiyorum.”

Bu isteğini ailesine, kocasına söylediğinde önce tepkilerle karşılaşıyor. Bu tepkiler işte inanılacak gibi değil.Gerçek hayata nazaran çok yumuşak konuşmalar oluyor ki masal bu ya biz de inanıyoruz, inanacağız. En sonunda küçük kız meşhur bir flütçü oluyor, çok mutlu oluyor ve o mutlu olduğu için herkes de daha mutlu oluyor. Kitabımız da burada bitiyor.

Kitaba feminist bakış açısıyla getirilecek eleştiriler olabilir. Bu tür kitapların Türkçe’de ne kadar az olduğunu düşününce kız çocuklarımız ve bizim için çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Herkese iyi okumalar

Erdem (sedir) yayınlarına da ayrıca teşekkür ediyoruz.

DSC_2365DSC_2367DSC_2370DSC_2372DSC_2373DSC_2375DSC_2376DSC_2377DSC_2377DSC_2379DSC_2378DSC_2381

Reklamlar

Milly ve Molly’yi çok sevdik.

Evimize çok yakın bir il halk kütüphanesi var. İlk gençliğimde aynı yere ev ödevlerimi yapmak için, ansiklopedilere bakmaya giderdim. Hayatımın en daraltıcı, sıkıcı anlarının geçtiği, dünyanın en suratsız ve aksi çalışanlarının olduğu yer olarak anılarımdadır. 

Değişmiş olması ihtimaliyle kızımı alıp kütüphanenin yolunu tuttuk bir ay kadar önce.

Geçen 25 yıllık sürede dış kaplaması ısı yalıtımlı hale gelmiş, engelli girişi yapılmış, boyanmış badanalanmış. Girişte yine ters bir adam, soğuk bakışlarıyla acaba yanlış mı geldik diye düşündürttü bize 😦 Selamsız sabahsız bakışlarla birinci kattaki çocuk kütüphanesi bölümüne çıktık. Kapının açılmasıyla bir başka ters çalışanın bakışları bizi süzdü. Fermuarım mı açık kaldı, yoksa kızımın sümükleri mi aktı, adımlarımız mı ses çıkardı diye tedirginlikle çocuk kütüphanesine girdik. Hey çocuklar için oyuncak bölümü yapmışlar, legolar, bebekler, pazıllar. Yaşasın. Gevşe diyorum kendi kendime. Herşey geçti.

Kızım oyun alanına giriyor, yapmaması gereken bir şeyi yapıp oynamaya çalışıyor! ve elindeki bebekle 10 cm kadar oyun alanı dışına çıkmasıyla tok bir ses bağırıyor. “Gir içeri kızım gir, müdür görcek şimdi kızcak. Alla Allaaa…”

Kızım korkuyor, tamam kızım sorun yok, sen burada bebeklerinle oyna diyorum, hızlı hızlı kitaplarımızı seçmeye başlıyorum. Okul öncesi vitrininde isimlerini hiç duymadığım yayınevlerinin, isimlerine hiçbir yerde rastlamadığım kitaplarını görüyorum. Hiçbirini seçemiyorum. Sonra kayıt masasına yakın bir rafın alt köşesinde tudem yayınlarının birkaç kitabı, feridun oral’ın bir kitabı ve karda ayak izlerini görüyorum. Bunları bulduğuma şükredip kızımı da kolundan tutup sürükleyerek kendimi kütüphaneden dışarı atıyorum. Açık alan bir parka gidip kızım da ben de rahatlıyoruz. ( Bu arada kızım da kendi isteğiyle raflarda dolanmaya ve kitaplara bakmaya çalıştı. İnanın her an ne zaman azar işiteceğiz diye çok korktum.)

Ancak dersimizi almadık, bu hafta sonu da yılmadık, kütüphanenin yolunu tutmaya karar verdik. Bu kez başka şahıslar ama aynı ifadelerle karşılanarak, -tek farkla ben daha vurdumduymazdım- çocuk bölümüne geçtik. Bu kez doğrudan daha önceki alt rafta aldık soluğu, birkaç kitap seçtik, tam kayıt yapılmaktayken asıl hazineyi keşfettim. Kütüphanenin, en ücre köşesinde en yıpranmış, en dikkat çekmeyen bölümde benim arayıp da bulamadığım tüm kitaplar vardı 🙂 Ancak kayıt masasına koyduğum kitapları  almaya cesaretim yoktu, yine de kütüphanedeki aslanı ve milly ile molly’yi aldım, ay şey özür dilerim sadece şunlarla şunları değiştirecektim, kusura bakmayın diye masaya uzattım ürkekçe. Yüzünü kaldırmadan, bir bakış attı bana. Ama değiştirdi kitapları 🙂 Mutluydum.

İşte milly ile molly bu şekilde 3 gün önce hayatımıza girdi ve gece gündüz, tuvalette, mutfakta, yatakta milly ve molly okuyoruz. Karakterler için http://www.millymolly.com/ .

“Farklı görünebiliriz ama aynı şeyleri hissediyoruz” sloganı mükemmel.

Marmelat ve şeker isimli kedileri olan, iki kız arkadaşın bir pazartesi günü okulun ilk gününde yaşadıklarını anlatıyor kitap. Benim kitaptan en çok hoşuma giden, kızların da, annelerinin de, kedilerin de birbirlerinden farklı fiziksel görüntülere sahip olmaları, farklı kıyafetler giymeleri, ama tüm karakterlerin hepsinin duygularının benzer olması oldu.

Milly de molly de okula gittiklerinde kedilerinin ne yapacağı konusunda endişeliler, ikisinin de anneleri kızlarına kahvaltılarını hazırlıyorlar ve bekliyorlar, (kitapta yer almamasına rağmen hadi kızım hadi diye kesin söyleniyorlar-yavruSu kulakların çınlasın-) ikisi de okulda oyun oynarken kedilerini unutuyorlar ve ikisinin de kedisi akşam kızları görünce mutlu oluyor.

Hem kız arkadaşa sahip olmanın muhteşemliğini, hem analı-kızlı hayata vurgu yapmasını ve tabii ki fiziksel farklılıklara rağmen duyguların aynılığına yaptığı vurguları sevdim, sevdik.

Hey kütüphaneciler, sizlere rağmen oraya gelmeye devam edeceğiz. Biline 🙂

 

Babasız kitaplar

Bekar annelerin cocuklarının belli bir donem icin, cok baskin bir baba rolüyle karşılaşmaması öneriliyor pedagoglar tarafından. Özellikle de baba kurtarıcı durumda veya kahraman olarak gösteriliyorsa.

Bu nedenle çocuklarımıza kitap alırken, okurken, çizgi film seyrederken, seçerken çok seçici olmakta fayda var. Ve ne yazık ki, Türkçe çocuk kitabı tanıtımı yapan (birdolapkitap, kipitap duy sesimiziiiiii) sitelerde böyle bir ayrım yok.

Sevgili nurturia annesi arkadaşlarım, sağolsunlar, – Perlinaa, GulcanDeniz, Hduran, ucurtma, yuksel, lacivert0, babu, miraclelife, feyzan71, aslı_yagmur, serapneva, cicianne, sahra_hira, handant, umutun_annesi, mus, ilknur, batuhaninannesi, cokbilmis, balbocegim, kedidirkedi– konuyla ilgili soruma öneri ve yorumlarıyla cevap verdiler ve aşağıdaki genel liste oluştu.

Bekar Anne Dostu Kitaplar:

1- Klasiklerden : Kırmızı başlıklı kız, pamuk prenses, peterpan v.b.
2- TÜBİTAK yayınlarından : Yağmurlu Bir Gün, Güneşli bir gün, Karlı Bir Gün, Çiftlikte, Denizin Altında, Gölde, Ay’da, Kelebek, Kültürlü Kurt, Duyularımız-Duygularımız, Korkmuyorum,  Dünya Çocukları, Bir milyon ne kadar büyük. (Anne var sadece babanın adı bile geçmiyor.)

3- Mimi- Anne ben kimim?
4- Tostoraman’ın tüm kitapları
5- Sakar cadı vini serisi

6- Miki fare serileri.

7- Ayagina diken batan super karga

8- Neden annemi cok seviyorum.

9- Aç Tırtıl
10- Kasabanın en şık devi

11- Kırmızı elma.

12- Maymun kral

13- Cars (Arabalar) kitapları.

14- Bebek Koala serisinden . -Küçük Orkestra-Akşam Yemeği-Kayıp Oyuncak

15- Nohut oda bakla sofa

16- Yaramaz Fındık

17- Köpük ile Pıtır

18- Mavi Fil Tombik

19- Yetenek yarışması

20- Neyse ki ne yazık ki

21- Supurgede yer var mi ?

22- Minik balik okyanus macerasi

23- Yaramaz bebegin maceralari

24- Zogi

25- Böyle bir kuyrukla ne yapardın?

26- Winnie  the pooh serisi

27- Behiç ak kitapları

28-Yataktan düşen ayıcık.

29-Kütüphanedeki aslan

30- Elmer serisi
31- Ormanda doğumgünü partisi

32- Mutlu su aygırı
33- Maskeli fare ( pırtık tekir, tostoraman, değnek adam, zogi nin yazar ve çizerinden)
34- Şirinler kitapları. (şirinleri kocaman bir aile sayabiliriz, anne baba figürü olmadan)

35- Keloğlan kitapları.

36- Koyun Russel.

Bekar Anne Dostu Çizgi Filmler:

1-     Winnie the pooh

2-     Şapkadaki kedi

3-     Cbeebies Tweenies’ler.

4-     Keloğlan

5-     Cars (arabalar)

6-     Ahtapot Oswald CD serisi.

7-     Kipper serisi.

8-     Toy story. (Sadece anne var.)

9-     Digiturk 165 playhouse’ta vız arı hariç hepsi.

10- Ratatouille

11- Şirinler

12- Bir tane Rus çizgi filmi. Youtube’dan izlenebilir. Annesi ve babası görünmüyor hiç. Arkadaşı Ayı ile Maşa’nın orman içinde geçen maceraları var sadece. Maşa ve Ayı ya da “Masha i Medved” yazarsanız youtube’a bulursunuz. Maşa’da az konuşma olduğundan çocuklar dilinden rahatsız olmuyor.

13- “Uzun Çoraplı Kız Pippi” Annesi ve babası yok, tek başına yaşıyor.

14- Heidi. Anne ve babası yok. Üstelik çok mutlu ve özgür bir çocuk.

15-Shaun the Sheep

Asla Okunmaması Gereken Kitaplar:

1- Benim babam bir dev

2- Babamı neden çok seviyorum

3- Değnek Adam

4- En güzeli benim evim (Doğrudan baba-oğul ilişkisi)
5- İyi geceler ponpon (klasik aile üzerine kurulu)

6- Tübitakın doktorda, yavru köpek kitapları.

7- Pire torbası

8- Gofret ile babası

9- Kuzey yayınlarından kardeşim solucan boyama kitabı (anne yok baba var)

10-İyi geceler ponpon

11-Pirinc lapasi ve kucuk ejderha

12-Yavru ahtapot olmak cok zor

 Asla İzlenmemesi Gereken Çizgi Filmler:

1-Caillou

2- Kahverengi ayıcık

3- Laura’nın yıldızı
4- Sid bilim çocuğu

5- Bambi – (Çok acıklı hiçbir çocuk izlememeli.)
6- Tinkerbell- Peri kurtaran ( bunda baba figuru çok var.)

7-  Kayıp Balık Nemo

8- Mutlu Ayaklar-Happy Feet

 Okurken veya Seçerken Dikkat Edilmesi Gerekenler

  1. Küçük Kutup Ayısı serisi. (Büyük Ayıyı baba olarak algılayabilirler. Bizde olmadı ama olanlar var.)
  2. Bebek koala serisi (Seçerken dikkat etmekte fayda var.)
  3. Pirtik tekir (okunabilir diye onerilmis ama pirtik tekir bir baba.)
  4. Mamutlu Börek (tek bir yerde sanıyorum baba kelimesi geçiyor, bütün akrabalarının Mamut’a yardım etmeye geldiğini belirten bir cümlede… )
  5. Bil bakalım seni ne kadar çok seviyorum (Aslında figür baba, ama rahatlıkla anne olarak anlatılabilir)
  6. TÜBİTAK: Tepeden Tırnağa Vücudunuz, Yuvada ( Kitaplarda baba rolü var. Özellikle yuvada kitabında anneyi yuvada besleyen baba kuş var. Vücudumuzda ise çocuğun oluş şeklinde baba var. )
  7. Kuzey yayınlarının boyamalı hikâye kitapları aile konusuna girmiyor genelde. Alırken incelemekte fayda var.
  8. Kirpi ile Kestane
  9. Horton kitapları.

Hadi tüm okuyucular, desteğe devam 🙂 yeni önerileri ve yaptıysak hatalarımızı düzeltmenizi bekliyorum 🙂

Kemalettin Tuğcu çocukları

Kitap okumayı çok seven bir çocuktum. Hala severim de çok yavaşladım.

Çocukluğumda en çok satanlar sıralansaydı birinciliği hep Kemalettin Tuğcu kitapları alırdı eminim. Ne kadar çok okur ve ağlardım. Şu yaşımda düşünüyorum, depresyondaymışım aslında. Odasına kapanıp Kemalettin Tuğcu kitabını bir günde bitiren bir çocuk.

Annemlerin bana seslenişini duymamam nedeniyle KBB’ciye götürdüklerini hatırlıyorum. Isitme engelliyim sanmislar. Halbuki bugün o durumun bir kapanma (çocuğun içine kapanmasını, dış uyaranlara cevapsız kalıp, kendi iç uyaranlarına yönlenmesini ifade eden bir psikiyatrik bir terimi de var bu durumun, uzman değilim konuşmayayım) olduğunu düşünüyorum, bu kapanmada da tek dostum kitaplar, çokça Kemalettin Tuğcu, Muzaffer İzgü’nün Ökkeş serisi, Milliyet Çocuk’un verdiği ansiklopedi fasikülleriydi.

Lise bitimiyle kendimi şehir dışına atarak açılıp bi güzel de saçıldım ve kendime geldim.

Ankara’ya gider gitmez aldığım ilk kitapsa Genç Kızlar ve Cinsel Sorunlarıydı… O zamana kadar ne vücudumu tanıyordum, ne de cinselliğin ne, nasıl nerede, kiminle olduğuna dair fikrim vardı.

70’li yılların ilk yarısında doğanların duygusal yaşamlarında 12 Eylül ve Tuğcu’nun izleri ise hala dibine kadar yaşanır. Bahtsız bir nesilizdir. Biraraya geldiğimizde hep konuşuruz, bazen suçlarız Kemalettin Tuğcu’yu. Onun yüzünden bu hale geldik diye 🙂 Çok saftık ama ya, gerçekten. Fazla saftık 🙂

Öğrencilikte Ankara Küçükesat’ta (bardacık sokaktı sanırım 🙂 bahçe katı, pencereleri demirli karanlık bir evde kalıyordum.

Ayakkabı kutularının içine koyduğum kitaplarımı oda penceremin pervazlarına yerleştirmişim. Bir memleket seyahatinden dönüşte bakıyorum ki hiçbiri yerinde değil. Önce kızlar bana şaka yapıyorlar sanıyorum, onlar da şaşkın. Numara yapıyorlar kesin, 3-5 gun gececek, beni iyice çıldırtacaklar ve kitaplar çıkacak meydana.

Birkaç gün geçiyor, ne olduğunu anlayabilmiş değiliz henüz. Olgunlar Sokak’ta arkadaşıma kitap bakıyoruz. Bir kitapçının önüne geliyoruz. Birden bir köşeye takılıyor gözüm. İçimden sıcak birşeyler akıyor. (Yeminle) Binlerce kitap içinde bir kitap Adalet Ağaoğlu-Ruh Üşümesi. ( Güzeldi. Türkçe’nin edebi ilk erotik kitap denemesi olduğu söyleniyordu o zamanlar. Ankara’da aldığım ilk kitaptan sonra konuya ilgim devam etmiş 🙂

Kitapçıya şu kitabı indirebilir misin diyorum. Alıyorum elime, sayfayı açıyorum ve Serpil K. , SBF 1990 gibi birşeyler. Benim kitabım. İşte buldum birini. Sonra biraz daha alıcı gözle raflara bakıyorum ve 4 kitabımı daha buluyorum.

Kitapçı panik oluyor. Uzun saçlı genç bir kızın gelip kitapları sattığını söylüyor. Polise şikayet etmememiz için yalvarıyor. Anlıyoruz ki benim kitaplar demir parmaklıklardan ellerini uzatıp, ayakkabı kutularına ulaşan birilerince çalınmış. Kalan üç beş kitabı alıp ayrılıyoruz oradan.

Birkaç ay sonra ise kitapları bulduğumuz kitapçıyı evimin çok yakınlarında görüyorum. Kafamda o an bir soru işareti canlanıyor.

Yine susup (ya da kapanıp) yoluma devam ediyorum.

Hamiş: Çocukken okunan kitaplar doğru seçilmeliymiş 🙂 birdolapkitap sen çok yaşa.