Milly ve Molly’yi çok sevdik.

Evimize çok yakın bir il halk kütüphanesi var. İlk gençliğimde aynı yere ev ödevlerimi yapmak için, ansiklopedilere bakmaya giderdim. Hayatımın en daraltıcı, sıkıcı anlarının geçtiği, dünyanın en suratsız ve aksi çalışanlarının olduğu yer olarak anılarımdadır. 

Değişmiş olması ihtimaliyle kızımı alıp kütüphanenin yolunu tuttuk bir ay kadar önce.

Geçen 25 yıllık sürede dış kaplaması ısı yalıtımlı hale gelmiş, engelli girişi yapılmış, boyanmış badanalanmış. Girişte yine ters bir adam, soğuk bakışlarıyla acaba yanlış mı geldik diye düşündürttü bize 😦 Selamsız sabahsız bakışlarla birinci kattaki çocuk kütüphanesi bölümüne çıktık. Kapının açılmasıyla bir başka ters çalışanın bakışları bizi süzdü. Fermuarım mı açık kaldı, yoksa kızımın sümükleri mi aktı, adımlarımız mı ses çıkardı diye tedirginlikle çocuk kütüphanesine girdik. Hey çocuklar için oyuncak bölümü yapmışlar, legolar, bebekler, pazıllar. Yaşasın. Gevşe diyorum kendi kendime. Herşey geçti.

Kızım oyun alanına giriyor, yapmaması gereken bir şeyi yapıp oynamaya çalışıyor! ve elindeki bebekle 10 cm kadar oyun alanı dışına çıkmasıyla tok bir ses bağırıyor. “Gir içeri kızım gir, müdür görcek şimdi kızcak. Alla Allaaa…”

Kızım korkuyor, tamam kızım sorun yok, sen burada bebeklerinle oyna diyorum, hızlı hızlı kitaplarımızı seçmeye başlıyorum. Okul öncesi vitrininde isimlerini hiç duymadığım yayınevlerinin, isimlerine hiçbir yerde rastlamadığım kitaplarını görüyorum. Hiçbirini seçemiyorum. Sonra kayıt masasına yakın bir rafın alt köşesinde tudem yayınlarının birkaç kitabı, feridun oral’ın bir kitabı ve karda ayak izlerini görüyorum. Bunları bulduğuma şükredip kızımı da kolundan tutup sürükleyerek kendimi kütüphaneden dışarı atıyorum. Açık alan bir parka gidip kızım da ben de rahatlıyoruz. ( Bu arada kızım da kendi isteğiyle raflarda dolanmaya ve kitaplara bakmaya çalıştı. İnanın her an ne zaman azar işiteceğiz diye çok korktum.)

Ancak dersimizi almadık, bu hafta sonu da yılmadık, kütüphanenin yolunu tutmaya karar verdik. Bu kez başka şahıslar ama aynı ifadelerle karşılanarak, -tek farkla ben daha vurdumduymazdım- çocuk bölümüne geçtik. Bu kez doğrudan daha önceki alt rafta aldık soluğu, birkaç kitap seçtik, tam kayıt yapılmaktayken asıl hazineyi keşfettim. Kütüphanenin, en ücre köşesinde en yıpranmış, en dikkat çekmeyen bölümde benim arayıp da bulamadığım tüm kitaplar vardı 🙂 Ancak kayıt masasına koyduğum kitapları  almaya cesaretim yoktu, yine de kütüphanedeki aslanı ve milly ile molly’yi aldım, ay şey özür dilerim sadece şunlarla şunları değiştirecektim, kusura bakmayın diye masaya uzattım ürkekçe. Yüzünü kaldırmadan, bir bakış attı bana. Ama değiştirdi kitapları 🙂 Mutluydum.

İşte milly ile molly bu şekilde 3 gün önce hayatımıza girdi ve gece gündüz, tuvalette, mutfakta, yatakta milly ve molly okuyoruz. Karakterler için http://www.millymolly.com/ .

“Farklı görünebiliriz ama aynı şeyleri hissediyoruz” sloganı mükemmel.

Marmelat ve şeker isimli kedileri olan, iki kız arkadaşın bir pazartesi günü okulun ilk gününde yaşadıklarını anlatıyor kitap. Benim kitaptan en çok hoşuma giden, kızların da, annelerinin de, kedilerin de birbirlerinden farklı fiziksel görüntülere sahip olmaları, farklı kıyafetler giymeleri, ama tüm karakterlerin hepsinin duygularının benzer olması oldu.

Milly de molly de okula gittiklerinde kedilerinin ne yapacağı konusunda endişeliler, ikisinin de anneleri kızlarına kahvaltılarını hazırlıyorlar ve bekliyorlar, (kitapta yer almamasına rağmen hadi kızım hadi diye kesin söyleniyorlar-yavruSu kulakların çınlasın-) ikisi de okulda oyun oynarken kedilerini unutuyorlar ve ikisinin de kedisi akşam kızları görünce mutlu oluyor.

Hem kız arkadaşa sahip olmanın muhteşemliğini, hem analı-kızlı hayata vurgu yapmasını ve tabii ki fiziksel farklılıklara rağmen duyguların aynılığına yaptığı vurguları sevdim, sevdik.

Hey kütüphaneciler, sizlere rağmen oraya gelmeye devam edeceğiz. Biline 🙂

 

Reklamlar