Konuk yazar denizanası yazıyor….

Bekar anneler yaşadıklarını paylaşıyor. Konuk yazarımız denizanası nasıl bekar anne olduğunu, neler yaşadığını kısa bir giriş yazısıyla, bizimle paylaşıyor. Devamı ve ayrıntıları gelecek. Sözünü aldım 🙂 Buyrun denizanasının yaşadıklarını hepberaber okuyalım.

Denizanası Yazıyor-1

Pedagogların, psikiyatristlerin her daim önerdiği, artık bir süredir “içi boşalmış, klişe” söz gibi duran önerileri vardır ya: Birarada mutsuz, sürekli kavga eden, birbirine sevgisi kalmamış anne babayla birlikte yaşamasındansa, ayrı ayrı ama mutlu anne ve mutlu baba ile olması daha iyidir” diye…

İster klişe, hayata uygulaması kolay olmayan bir öneri olarak okuyalım, ister tümüyle katılalım, aslında her insanın ve dolayısıyla her ilişkinin yegane (unique) olduğunu göz önüne almadan olmaz diye düşünüyorum.

Bu yüzdendir ki, anlatacağım hikayenin de sadece benim, eski eşimin ve oğlumun (elbette ki kendi penceremden görünen) hikayesi şeklinde okunmasını rica ediyorum:
Aşkla başlayan, hamilelikle birlikte evlilikle devam eden bir ilişkiydi bizimki. Doğumdan bir süre sonra, aslında galiba tam da benim doğum iznimin bitip, işe dönme zamanımın geldiği vakitler inişe geçen bir ilişki.

Oğlumu kucağıma aldığım andan itibaren, bebeğimi bırakıp işe dönme kaygısı yaşadım yoğun şekilde. Zamanla bu kaygı azaldı. Sanırım lohusalığın ve çok derin yaşadığım postpartumun etkisi büyüktü. Ama yine de işe dönme zamanım geldiğinde eşimin zaman zaman yinelediği “dönmezsin, en azından 3 yaşına kadar oğlumuzla olursun” sözleri geldi aklıma sık sık. Ama ne fayda, işe döndüm.

Sanki abartı gelebilir, ama tam tarifi de bu, “etimden et koparılıyor gibi” gittim her gün işe. Saatleri sayarak, iş çıkışı koşarak (evet, birinci anlamıyla koşuyordum) döndüm eve.
O dönemde eşimin işleri hızla kötülemişti.

Ben sabah acı çekerek işe giderken evde uyuyordu, eve döndüğümde ya balkonda çay-sigara içiyor ya da kanepede uzanıyor ya da oğlumuzla oynuyordu.
Bu durumu büyük bir haksızlık olarak algıladım. Ve tartışmalarımız, kavgalarımız başladı. Düzeltmek istedikçe kötülüyordu ilişkimiz. Oğlumuzun tanık olmaması için çabalıyorduk, ama birkaç kez ipin ucunu kaçırıp, oğlumu da tanık etmiştik kavgalarımıza.
Bir tartışmamızda sesimiz yükseldi, oğlum (20 aylık filandı), koşarak arka odaya gidip, köşeye yaslanıp ağlamaya başladı. O an hayatta çektiğim en derin sızılardan biri oturdu içime.
Hayır, “oğlum için” evli kalmak, tam da ona büyük bir haksızlıktı. Bu ortamda oğlumu büyütmek istemiyordum. Eşim de bir gün “dilekçeyi sen mi verirsin, ben mi vereyim” dediğinde, artık yeni bir yol belirmişti üçümüz için.

Bu yol; oğlum için, kendim için, eşim için güzel bir yol olabilir miydi? Oldurulabilir miydi?
En başlarda çok sancılı süreçler yaşasak da, oldurduk (bu süreç, başka bir yazının konusu olmalı bence)
Eşim ve ailesi benim oğlumu onlardan sakınacağımı bile düşündü (o gergin ve zorlu süreçte çok normaldi tabii bu). Öyle olmadığını anlattım, ama bazen söylemek değil eylemek daha ikna edici olur ya, zamanla yaşadıklarımız öyle olmadığını gösterdi. Herkes rahatladı.

Şimdi ben mutluyum, oğlum mutlu, eski eşim mutlu. Hepimiz huzurluyuz. Üstelik bu hale sadece oğlumuz için gelmedik. Biz artık eski eşimle birlikte zaman geçirmekten hoşlanıyoruz. Üçümüz birlikte tatile çıkıyoruz, birbirimize sürekli destek oluyoruz.
Eski eşimin ailesine gelince, birbirimizi çok seviyoruz, sürekli biraradayız.
Dedim ya, bu durumu yaratmak zaman ve (hakkımızı yemeyeyim) emek istedi. Ve başka bir yazının konusu edilmeli.

Bu yazı, bir başlangıç olsun…