Hafta sonumuz…

Naz’ın hafta içi yarım gün okula gitmesi nedeniyle, piyano, İngilizce, koro kursları hafta içi sabah veya akşam bitiyor. Hafta sonlarımız uzun süredir bu yüzden boş. Yine de her hafta sonu doğum günü, ev alışverişi, doğa yürüyüşü, piknik, arkadaşlarla buluşmayla koşturma içinde geçiyordu.

Bu hafta sonuna hiçbir program yapmadım. Arabayı da kesinlikle kullanmayacağım diye kendime söz verdim. Diğer her şeyi akışına bırakalım dedim ve dingin, huzurlu şahane bir hafta sonu geçirdik.  Cumartesi sabahtan evde yayıldık, sonra programsız şehir içine yürüyüşe çıktık. O an aklımıza ne gelirse, nereye gitsek, ne yapsak derken kendimizi sevdiğimiz dostlarımızın mekanı kitap kurdu sahafta bulduk. 4 saate yakın oradaydık sanırım. Arkadaşların çocukları da vardı. Çocuklar sokakta oynadılar. Arkadaşım onlara kitap okudu. Müthiş bir keyifle dinlediler. Ben kitap dergi aldım, bulduğum yere çömdüm, okudum. Sahafa gelen gidenlerle sohbet ettik, yedik içtik. Dünyaya benzer baktığımız insanlarla beş dakikalık sohbet bile umudumuzu yeniliyor, içimizi ferahlatıyor.

Yine yürüyerek, etrafı izleye izleye bol sohbetle eve gittik. Pazar günü de sakin yayılmacanın ardından açık havaya çıktık. Bol yürüyüş, yine dostlarla yolda karşılaşmalar, ayak üstü sohbetler, çiçekler, çiseleyen yağmur, tırmanılan ağaçlar. Günümüz, sakin ve yavaş bitti.

Cumartesi pazar evde yayılmaca dedim ama tam yayılmaca da sayılmaz. Naz’la birlikte neler yaptık neler evde? Tübitak’ın etkileyici kimya deneyleri kitabındaki ev dondurmasını yaptık. Tuzun buzu 0 derecenin altına düşürdüğünü ve buzluğa atmadan nasıl dondurma yapılacağını deneyimledik. Sonra da dondurmayı afiyetle yedik. Ekşi mayayla kefirli, yulaflı ekmeğimizi yaptık. Trabzon tereyağına bandıra bandıra yedik 🙂 Yoğurt, kefir mayaladık, bol taze sarımsak ayıklayıp zeytinyağıyla gelecek günler için hazır ettik. Dolma yaptık, dolaba attık. Hepsi bize terapi gibi geldi. Hele mayalama işlerine bayılıyorum, en çok da ekşi mayalı ekmek pişerken fırından gelen kokular ömrüme ömür ekliyor 🙂

Sonuçta bu hafta sonu, bol yürüyüşlü, bol yemeli, içmeli, okumalı, şahane geçti. Çocuğum dayı ve anneanneyi de görmezse olmazdı tabii…

iyi haftalar olsun 🙂

 

Reklamlar

Köyde

Çocukluğuma dair en ferah, en güzel anılar,  köye gittiğimiz ve teyzemlerde kaldığımız günlere aittir. Eski rum evlerinden bozma evin üst katında çoluk çocuk yerlere atılan döşeklerde,  kanaviçeli ve dantelli, boynumuzu ağrıtan koca yastıklarda, her yaş grbu kendi aralarında şakalaşırken uyuyakalırdık. Tezek kokusu, her zaman nedense hep serin hissettiğim hava, sabah gün ağarırken uyanmalarımız, horoz sesleri, karpuz toplamamız, mısır tarlasına dalmamız ve bahçede kurulan kazanda kaynayan mısırları dişlemelerimiz asla unutamadıklarım.

Şimdilerde köy oldu neredeyse şehir, yanına bucağına süper lüks tatil köyleri kuruldu, rahmetli teyzemin evi, kesme taşlardan dört beş asırlık ev hala zor da olsa ayakta.

Kızımın da benzeri anıları olmasını çok istiyordum bu şehre gelirken. Köyümüzün köylükten çıkması, uzaklığı v.s. derken, şehrin girişindeki (merkeze 20 km) köylerden birinde bir ev kiraladım. Ortak olarak da  yanıma can dostum ve ailesini aldım. Maliyeti de böylece epey düşürdüm. Yalnız kalmadım v.s. 🙂 Bir dönüm de bahçesi ve çok tatlı komşuları olan bir ev.

Bu hafta sonuna kadar günübirlik gidip, bahçede oynayıp, komşunun inekleri, tavuklarının arasında kızımı hayvanlara alıştırma çabalarında bulunarak, odun sobasının sıcağındaki öğle uykusundan sonra, sütümüz, yumurtamızla evimize dönüyorduk.

Bu hafta sonu ilk kez köyde kaldık 🙂 Evimizi paylaştığımız dostlarımız da geldiler. Kalabalıkla yer sofrasında yapılan kahvaltılar, temiz hava, bol güneş nefis bir hafta sonu geçirdik. Kızıma da çok güzel bir 23 Nisan armağanı oldu.

5 ve 7 yaşındaki iki canavara karşı kızımın varolma mücadelesini ise bilahare anlatacağım 🙂

Pırt Müziği

bazı sabahlar daha bir neşeli kalkılır, daha canlı müzikler dinlenmek istenir, durduk yerde dansetmeye başlanır, müziğe bile gerek yoktur, oran buran oynar, kızın da sana katılır ve karşılıklı ritimsiz müziksiz vücudun bilumum yerlerini oynatarak birbirinize bakıp kahkahalarla gülersiniz 🙂 kızım en çok popomu sallamamı seviyor :)) koca popolu anneemmmm diye de söyleniyor 🙂

Bugün böyle bir güne uyandık. Artık ikimizin de hastalığı atlatmasının verdiği mutluluk, 10 saatlik kesintisiz uykunun güzel enerjisi, bir dosttan gelen sürpriz yeni yıl dilekleri, güneşli bir sabah pekçok nedeni vardır.

Ayakkabısını giydirirken, saçlarımı okşayarak, annecim seni çok seviyorum, cici bir balon gibisin sen dedi 🙂 İşte mutluluk. Popoma bakarak bu cümleyi kurmaması ayrı bir muhteşemlik :)))

Yolda bach vivaldi, kalsın bugün dedim, ezginin günlüğü’nün çeyrek albümünden bulutsuzluk özlemi’nin yorumladığı şarkıyı açtım, sesini de yükselttim. Bir ara nefis bir elektro gitar solo girdi, kafalarımızı sallıyoruz kızımla ve derken üfüüüüüü anne dedi. (genelde pırt yaptığımızda bir elimizi burnumuza doğru sallayarak kokuyu dağıtma babında, üüfffüüüüü deriz 🙂

Anne: Noldu kızım pırt mı yaptın.

Kız: Hayır anne pırt müziği bu baksana :))) Ve bu arada kahkahalarla gülüyordu.

Güzel bir günden herkese kocaman bir merhaba 🙂

 

Müzik etkinlikleri-1: Dvorjakın cücüğü-

Kızımın müziğe ilgisi inanılmaz. Bu yaş çocuklarının çoğunda bu ilgi olduğu kesin de benim çocuğum bambaşka 🙂 diğer tüm alanlarda olduğu gibi. Analık bu, napiyim. Dünyanın en özel çocuğuna sahip olduğuma gönülden inanıyorum ve hiçbirşey beni bu düşünceden alıkoyamıyor 🙂

Müzik konusunda neler yapmaya çalışıyoruz. 

1- Odamızda bir müzik köşemiz var. Orff çalgılarının bir kısmını (marakaslar, def, ksilofon, çelik üçgen, zil ) temin ettik, değişik boyutlarda ve seslerde başka ritm aletlerimiz var, bir tane hakiki deri defimiz- el yapımı, orjinal Arnavut malı- (ki o benim kızıma kaptırmam), oyuncak kemanımız- genelde gitar olarak kullanılıyor kızım tarafından-, bir de do-re-mi-fa-sol-la-si-do içeren, domuz ördek, mo sesleri çıkaran bir oyuncağımız.

Müzik dinlerken kafamıza göre bu aletlerden alıyoruz ve kızımla karşılıklı hem çalıp hem oynuyoruz. Çalışmalarımız daha çok ritm üzerine. ksilofonu daha çok çocuk şarkılarında seviyor. I’m little teapot favorisi. Çocuklar için hareketli ve daha ritmik klasik müzik ile çocuk şarkılarını birleştiren playtime musicbox’ı seviyoruz.

2- Arabamızda da klasik müzik dinletmeye gayret ediyorum. Çocuğun kulağının çoksesli müziğe alıştırılması için en güzeli bol bol klasiklerden dinletin diyorlar. Arabada favorimiz bach. Ayrıca iki marakası da arabada ve koltuğunda otururken marakaslarıyla eşlik edebiliyor. Canı da sıkılmıyor. Eğer klasik müzik havamızda değilsek, tüm barış manço şarkıları, Candan Erçetin’in vay halime’si, Mirkelam’ın bir fotoğraf çekinebilir miyizi, Ayva’sı favorilerimiz.

Şu günlerde kafamda Ruhi Su dinletsem mi sorusu dolaşıyor. Sıkılır mı acep?

3-Müzikle ilgili kitaplar. Saint Saens’in The Carnival of the Animals’ını aldık ama henüz alışamadık. Zamanının gelmesini bekliyorum. Müzisyen İnek Sırma’ya başladık bir haftadır, ilgiyle okuyor ve her okuduğumuzda başka bir ayrıntı keşfediyoruz. Elmo serisinin, dans, müzik ve kitaplar dvd’si ile şarkılar ve resimler dvd’leri, müzik aletlerini tanımada bize yardımcı oldu.

4- Ses silindirleri. Meşhur montessori’nin ses silindirleriyle yapılan aktivitesini uygulamaya çalışıyoruz. (sevgili semiramis sağolsun, kendi çocukları için büyük emeklerle yaptığı silindirleri bize verdi)  Su ve kum silindirlerini eşleştiriyor. Daha çok silindirlerden kule yapıyoruz şu anda.

5- Akşamları uyku saati yaklaşırken IQ çocuk veya sevgili yeğenim Sami’nin hazırladığı “N. uyusun diye” cd’mizi dinlemeye başlıyoruz. Özellikle IQ çocukta inanılmaz sakin bir hale bürünüyor.

6- Müzik aletlerini tanıması için, vakti zamanında aldığım ve kütüphamende bir süredir tozlanan meşhur boyut yayınlarının Klasik Müzik Koleksiyonunu çıkardım ve strauss ile dvorak seçtik, hem dinleyelim hem de resimlerine bakıp hikayeler anlatalım, müzik aletlerine bakalım diye.

Dvorjak’ı açtık, bak kızım bu dvorjak hadi dinleyelim, ilk sayfanın ardından sakallı yakışıklı bir resmi geldi adamımızın. Kızım birden gözlerini açtı, müthiş bir şey keşfetmiş gibi bağırmaya başladı, anne anne bak bak, dvoyjağın da cücüğü var anne bak, dayımın ki gibi demi diye bağırmaya başladı ve kitaba neşeli bir giriş yaptık :)) (cücüğün ne olduğunu bilmeyen varsa erkeklerin dudak altında accık bırakılmış sakala denirmiş. Yeni öğrendim 🙂 soğanın cücüğünden geliyor sanırım.

(bu arada Dvorjak Çek cumhuriyetinin bir köyünde doğmuş, babası keman anası bilmem ne çalıyormuş ve dedesi de birşeyler çalmaktaymış. baba tarafı kasapmış aynı zamanda. Köyün kasabı. her köyün de o zamanlar bir orkestrası varmış. Sonra bir zamanlar Prag’da görev yapan bir arkadaşımın söylediğini hatırladım. Şu anda yaklaşık 10 milyon nufusu olan Çek cumhuriyeti tarih içinde, sanat, bilim ve müzikte yaklaşık 1000 dünya ünlüsü çıkarmış. Sanat heryerde olursa olacağı da bu olur dedim. Keman çalan kasap. Bizim için hayali zor bir gerçek. )

Ahan da cücüklü Dvorak….

Paylaşmanın bencilliği

O benim halım diye halısının üstünde yürümeme bile izin vermeyen benim sevgili kızımın kreşinde her cuma oyuncak günü ve her çocuk kendi oyuncağını getirip diğer arkadaşlarıyla paylaşmaya alıştırılıyor. Hem kreşin oyuncak günü hem de benim paylaşmanın güzel olduğunu gösterme çabalarımın bu sabah ortaya çıkan sonucu.

Kız: Anne bana üzümü getir. (gayet sert bir şekilde)

Anne: Kızım üzüm senin bebeğin, sen git getir. (ana da sert, hırrr 🙂

Kız: Ama anne biz oyuncaklarımızı paylaşabiliriz, üzümü sen getirebilirsin. (gayet yumuşak ve tavlayıcı bir ses tonuyla)

Anne : Tamam kızım.. (tebessüm ederek içinden, aldın mı ağzının payını :))

kadın olmak

Kadın olmak istekleri biraz da dolaylı anlatmaktır. Lafı uzatmaktır, dolandırmaktır, ne istediğini açıkça söylemeden karşı tarafın isteneni anlamasını sağlamaktır. Eh bunca bin yıl istekleriniz ve haklarınız hep gözardı edilirse, sonuçta kadın kendine göre bir çözüm bulmuştur.

Güncel bir örnek istiyorsanız aşağıda.

2,5 yaşındaki bir kız çocuğu gece 2’de uyanır. Karşısında annesi derin uykulardadır.

Anneee.

Ses çıkmaz.

Anneeee, daha sevimli ve ince.

Hımm kızım. Anadan homurdanma.

Anne ben acıkırsam sana acıktım derim demi.

Evet kızım.

Ben acıktım mı anne.

Bilmem kızım, acıktın mı? (Anne hala gözü kapalı, mesajı almaya başlar ama çaktırmaz.)

Evet anne, acıktım ben.

Süt getireyim mi kızım.

Evet annecim.

Anne gülümser, kalkar ve kızına sütünü getirir…

Ama kızım bak bi dahakine ve hayatın boyunca şöyle yaparsan herşey daha kolay olur senin için.

Anneeee.. (bağırarak)

anne sıçrar.

anne kalk bana süt getir. Acıktım ben.

Tamam kızım.

Hangisini yeğlersiniz?