HAKKINIZ YOK…

Ekmek almaya değil, eyleme gidiyor olsa da,

cenazede değil protestoda olsa da,

size molotof kokteyli de atsa,

cam pencere de kırsa,

küfretse de,

yuh da çekse

VURMAYA, ÖLDÜRMEYE HAKKINIZ YOOOOKKK..YOK YOK YOK…

ŞİDDETİNİZE GEREKÇE BULMAYIN ARTIK!

YETER!

 

Reklamlar

Neden bu kadar öfkeliyim?

Çünkü sen  sadece ağaçlar için barışçıl eylem yapan gençleri sabahın beşinde gaza boğdun.

Çünkü senin destan yazan polislerin hedef gözeterek attıkları gaz kapsülleriyle tamamen barışçıl eylem yapan gençleri öldürdü, kör etti, hayatlarını dağıttı. Sen canları giden insanların ailelerine ne başsağlığı, ne özür diledin, ne de polislerden hesap sordun. Üstelik polisim destan yazdı, emri kim verdi diyorlar ben verdim beeeeennnn diye katil olduğunu meydanlarda haykırdın.

Çünkü senin destan yazan polisinin öldürdüğü 15 yaşındaki çocuğun annesini, kendi iktidar hırsın için meydanlarda yuhalattın.

Çünkü sen Biiiiiizzzzz ve Onlaaaaaarr diye başlayan cümlelerinle bizi yandaşlarına karşı kışkırttın, sokaklarda döverek öldürttün.

Camiye sığınan can derdindeki insanlar için iftiralar attın, camide içki içtiler görüntüler var, gelecek cuma dedin. Benim başörtülü bacımı yerlerde süründürdüler dedin. Kışkırtma görevini yerine getirip konuları kapattın. O camideki doktorları yargılattın, müezzini sürdürdün.

Çünkü sen mutlak muktedirken, kendine hep karşı düşman yaratıp, yandaşlarına mağdur rolü oynadın.

Çünkü sen bu ülkenin başına gelen tüm felaketler için asla sorumluluk almadın, bedel ödemedin, ödettirmedin.  Sadece yarattığın düşmana karşı yandaşlarını kışkırttın, öfkelendirdin ve bundan herzaman çok güzel nemalandın.

Çünkü senin senaryon hep belli. Sorumluluk alma, yalan söyle, düşman yarat, düşmana karşı mağduru oyna, kışkırt, korkut, polisini yolla, faşistine dövdür, dini kullan. Allahı peygamberi suçlarını örtmek için kullanmaktan asla çekinmedin. Çünkü bu herzaman işe yaradı ve hep yarayacaktı.

Çünkü sen yüzlerce insanın cinayet gibi ölümünden sonra cuma hutbesi, sela, dua, şehit diyerek yine dini kullandın, yine dinle insanları yatıştırıp hatalarını örtbas ettin, yine sorumluluktan kaçtın.

Çünkü sen canı yanan insanları anlamadın. İçi yangın yeri insanları gazladın, yerlerde süründürdün, müşavirlerine dövdürttün.

Çünkü sen katliamın başlıca sorumlusu şirketin temsilcisi gibi konuştun. Hala onları için hukuksal süreci başlatmadın.

Çünkü ne sen ne de senin bir bakanın hala özür dilemedi, hala istifa etmedi, kader, fıtrat, güzel ölüm, yakınlarına aylık laflarıyla geçiştirip yine katliamı unutturma yolunu seçtin.

Çünkü sen hep sermayeden yana saf tuttun. Çünkü sen zaten Türkiye’deki sermayenin sahiplerindendin. Ticaret yapandın, gemicikleri olandın, alan, satan, kar edendin. Taşeronlaşmayı bu yüzden destekledin. Türkiye’nin rekabet gücünü sadece ucuz işgücüne bağladın ve bu yüzden en az 3 çocuk istedin.

Neden bu kadar öfkeliyim. Ülkemin başına gelen her korkunç olayda yaşanacakları önceden görebildiğim için, hep aynı senaryoyu oynadığın için, kimse hesap vermediği için, Onlaaaaar dediğin bizlere, ne canlımıza, ne ölülerimize, ne yas tutanlara, ne analara değer vermediğin için, ölümü bizlere hak gördüğün için, yandaş medyanla yalanlarına milyonları inandırdığın için.

Bu blog çocuk ve anne blogu. Evet biliyorum. Ama memleketim yangın yeriyken, bu kadar haksızlık, vicdansızlık, kötülük kol gezerken çocuğuma ne yedireyim, hangi anaokulunu seçeyim v.s. gibi yazıları yazmaktan utanıyorum. Bu kadar kötülüğün kol gezdiği topraklarda çizmelerimi çıkarayım da sedye kirlenmesin diyen işçinin dağladığı yüreğim, gözyaşlarım, umudum olabiliyor ancak.

Son söz çocuğuma.

Hiçbir zaman muktedirden, güçten yana olma güzel kızım. İster % 50 % 90 olsun onlar. Vicdanını, onurunu ve umudunu hiç kaybetme yavrum.

Bak Ataol Behramoğlu ne demiş bir şiirinde.

“Zulmün önünde dimdik tut onurunu”

 

 

 

 

Çocuklarımızı nasıl paranoyak ve takıntılı yaparız?

– Elleri her çikolata, jelibon, haribo, cips ve benzerine gittiğinde, her anne çikolata yemek istiyorum dediğinde, hayır onlar zararlı, yersen hasta olursun, olmaz diyerek,

– Yazın kavurucu sıcağında canı reklamlarda gördüğü afilli dondurmalardan isteyen çocuğa, onlar zararlı, kremadan yapıyorlar, ben sana hakiki keçi sütünden organik dondurma alacağım diyerek,

– dost sohbetlerinde çocuğunuz da duyacak şekilde ne kadar korkunç bir dünyada ve ülkede yaşadığımızı, artık herkesin sapık, katil olduğunu, hiçbir yerde güvende olmadığımızı, çocuklarımızı zararlı yiyeceklerden, kötü insanlardan nasıl koruyacağımızı bilemediğimizi konuşarak,

– akşam haberlerini çocuklarımızla birlikte izleyerek,

– tanımadıkları bir kişiyle iletişim kurma girişimlerinde, sana yabancılarla konuşma, kaçırırlar, kötülük ederler demedim mi diye anında azarlayarak,

– kırmızı ışıkta geçme, yoksa arabalar gelir sana çarpar, ölürsün bak diye uyararak,

–  her yemekten sonra, her okuldan gelişinde, gece uyumadan önce, sabah uyandığında, elleri çamur, toprak, toz olduğunda, parktan sonra, çikolata yedikten sonra, hatta gerekmediğinde bile ellerini yıka, yoksa ellerine siyah mikroplar dolar, hasta olur öksürürsün, doktor da iğne yapar v.b. diyerek,

– sokakta gördükleri hayvanlara yaklaşmak istedikleri anda müdahale edip, ayyy kedilere yaklaşma tırmalar, köpekler ısırır, kuşlar başına işer diyerek,

– ev kedilerine, köpeklerine yaklaşmalarına izin verseniz de, olur da onlara dokunmak isterlerse ellerini uzattıkları anda, hayır hayır sakın dokunma, uzaktan sev, yoksa kılları ellerine yapışır boğazına kaçar, hasta olursun diyerek,

– olur da çocuk kontrolsüzce hayvancıklara dokunursa, çabuk çabuk git ellerini yıka, elini ağzına, burnuna götürme diyerek, yok hatta en iyisi çocuğunuzla gidip ellerini böyle sürte sürte yıkayarak,

– bu dünyada babana bile güvenme, kimseden şeker alma, kimseye gülme, bakma, öyle oturma, böyle yürüme diyerek,

– çocuğa olabildiğince çıkma düşersin, inme kafanı vurursun, koşma terlersin, oturma şişersin gibi cümleler kurarak,

liste uzar gider ama hepimiz zaten bunları biliyoruz.

Bizler,

– bakterilerin %99,9’unu temizleyen sıvı sabunlarla ellerini yıkayan,  çok çok temiz,

– tanımadığı herkesi kendisi için potansiyel bir tehlike olarak gören , yolda yürürken her an çukura düşebileceğini, her an bir arabanın kendisine çarpacağını düşünen gayet tedbirli,

– zararlı yiyeceklerden, bedenine vereceği zararları düşünerek uzak duran, uzak duramazsa da yediği içtiği boğazına dizilen, suçluluk duyan çok çok sağlıklı,

– ailesinden bile olsa herkesin sevgisine, dokunuşuna kuşkuyla bakan, sürekli kendini korumaya çalışan, kendinden ve çevresinden emin,

– sokakta ve evde tüm hayvanlar için seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli diyen hayvansever,

bir nesil yetiştiriyoruz.

Bunların yan etkisi, paranoyaklık, güvensizlik, obsesyon falan da olsa değer değil mi?

Aynen devam edelim. Aferin bize 🙂

Barışla Gülümseyen Ülkeler

Doğan Hızlan Kütüphanesinde tesadüfen görüp 2 hafta ödünç aldığımız dönemde elimizden düşmeyen kitap.

Kitap “Bursa Nilüfer Üçevler Kütüphanesi”nde yapılan atölye çalışmalarından derlenerek yayımlanmış.

Kitabın içeriğinin, 11-16 yaş aralığındaki çocuklar tarafından,  “Barışla Gülümseyen Çocuklar” ı önce drama yoluyla canlandırmaları, sonra resim ve yazıya aktarmalarıyla oluştuğu belirtiliyor.

Barış içinde yaşayan, birbirlerine kendi ürettiklerini satıp yiyecek ihtiyaçlarını karşılayan, su kuyusunu ortak kullanan sebze ve meyve ülkeleri, tüm ürünlerini daha fazla paraya almak isteyen tüccara kanarak, bir süre sonra savaşır duruma geliyorlar. Daha fazla sebze, daha fazla meyve, daha fazla para diye hırslanan iki ülke su kuyusunun sularını paylaşamamaya, bir süre sonra suyu tüketmeye başlıyorlar ve kaçınılmaz son, savaş başlıyor. Ellerindeki tüm sebze ve meyveler cephaneliğe dönüşüyor, savaşın sonunda iki ülke de sebzesiz meyvesiz ve pislik içinde kalıyor.

Neyse ki kitap mutlu sonla bitiyor. Sebze ve meyve ülkelerinin kral ve kraliçesinin akılları başlarına geliyor ve yeniden eski günlerine dönüyorlar.

Nilüfer Belediyesi kitabın dağıtımını yapıyor mu bilmiyorum. Nette göremedim. Kitapla ilgili okuyabileceğiniz  şöyle bir yazı var.

Iyi okumalar 🙂

 

Her Türlü Ayrımcılığa Karşı, Yaşasın Çocuk Kitapları

N. yürümeye başladığı zamandan itibaren mümkün olduğunca gittiğim her yere  götürdüm. Hastane, diş hekimi, postane, banka, tapu. Benim için çok yorucu oluyordu ama ne kadar çok yeri görür, ne kadar farklı insanlarla temas halinde olursa o kadar alışacağına inandım. Bir gün bankada sıra beklerken, koltuk değnekleriyle dahi yürümekte çok zorlanan bir adam gördü. Bir süre baktı, bana döndü.” Anne bak bizim kulaklarımız kepçe ya, diğer insanlardan farklı. Bu adamın da bacakları farklı” dedi.

N’nin bir önceki kreşinde bir otizmli, bir de down sendromlu arkadaşı vardı. Çok da iyi anlaşıyorlardı. Şimdi de istiyorum ki gideceği ilkokulda farklı arkadaşları olsun. Doğal ortamı içinde, toplumdaki çoğunluktan farklı çocuklarla, insanlarla iletişimi, arkadaşlığı olsun. Bunun için otizmli çocukların eğitiminde ayrımcılığa son verilmesi otizm eylem planının uygulanması ve Türkiye’de farklı gelişim gösteren bireyler için ilk kez açılan “eğitimde ayrımcılık davası” nın olumlu sonuçlanması çok önemli.

Türkiye’de sokaklarda, okulda, ortak yaşam alanlarımızda engellileri göremiyoruz. Çünkü sokaklar hala uygun olmadığı için evlere kapanmış durumdalar. Okullarda otizmli, down sendromlu bir çocuk göremiyoruz çünkü okumaları, diğer çocuklarla eşit eğitim almaları engelleniyor. Transseksüel  komşularımız olamıyor. Çünkü onları şehir dışına gettolara attık. Evlat edinilmiş bir arkadaşları olamıyor. Çünkü aileler bunu kendi çocuklarından bile hayat boyu gizlemeye çalışıyor. Örnekleri sonsuz şekilde çoğaltmak mümkün. Eh farklı insanlarla içiçe yaşamadan, etrafında tek tip insan/çocuk gören bir çocuk büyüdüğünde, karşısına daha önce karşılaşmadığı biri çıktığında herşeyiyle onu nasıl kabul edecek? Sadece benden, bizden farklı bir insan diyebilecek? Farklılıklarla ilgili bizim kütüphanemizde yer alan, ya da halk kütüphanesinden aldığımız bazı kitaplardan örnekler yazayım.

1- Müzisyen İnek Sırma

Bir ineği, hayvanların ve hatta ineklerin bile  dış görünüşüne bakarak nasıl dışladıklarını anlatıyor. Şehirde açılan müzik yarışmasına katılmak isteyen Sırma, bazen kıyafeti, bazen kısa olması, bazen zayıf olması v.b. pekçok nedenle hiçbir müzik grubuna giremiyor. En sonunda sadece yaptıkları müziğe bakarak değişik hayvanlardan kendi müzik grubunu kuruyor. Bu gruptakiler elbette sırma gibi dışlananlar.

muzisyen-inek-sirma-4

Duygusal bir kurt, çelimsiz zayıf bir fil, bir bacağı olmayan zebra ve elbise giymiş gayet kibar bir ayı. Müziğin birleştici gücünü de unutmamak lazım.

Kitapla ilgili ayrıntılı yazı için buraya tıklayabilirsiniz.

2-Başka Bir Anne

Pek fazla etek giymeyen, tuhaf saçları olan, rengarenk , biraz çatlak, çokça aykırı bir anneyi kızının ağzından anlatan bir kitap. Bazı anneler için kurtarıcı olabiliyor 🙂

Kitapla ilgili ayrıntılı yazı için buraya .

3- Köpekler Bale Yapmaz

Küçük kızımızın bale seven köpeği için herkes aynı şeyi söyledi. Babası, öğretmeni. Köpekler bale yapmaz. Ama bu köpek farklı. Kedi kovalamaz, sopa atarsınız gidip getirmez, tuvaletten su içmez. Aklı fikri balede köpeğimizin. O bale kıyafetlerine bakar uzun uzun, gizliden bale derslerini izler, çok çok çalışır, bale gösterilerine gider. Çok üzerler, motivasyonunu çok kırarlar, sırf bale yapmak isteyen bir köpek diye. Ama birgün  bir mucize olur ve kendini sahnede bulur köpeğimiz. Ve seyirciler arasında bir kişi haykırır. Bu bir köpek, ama bale yapabilen bir köpek. Ardından köpeğimiz sahnede coşar da coşar ve herkesin saygısını kazanır, gazetelere çıkar 🙂 Çoook tatlı, çook şirin bir kitap 🙂 Kitabın dokusu, resimler, renkleri şahane.

Kitapla ilgili ayrıntılı yazı için buraya

4- Yapabilirim

Tekerlekli sandalyeli bir çocuğun yaşamından kesitler.

http://www.dr.com.tr/kitap/erken-cocukluk-kitapligi-yapabilirim!/jennifer-moore-mallinos/cocuk-ve-genclik/okul-cagi-6-10-yas/cocuk-bilim/urunno=0000000288746

5- Duyamamak Böyle Birşey

İşitme engelli Lana’nın yaşamını, insanlarla nasıl iletişim kurduğunu, işaret dilini, yaşamını kolaylaştırmak için yaptıklarını anlatan çok güzel bir kitap

http://www.dr.com.tr/kitap/duyamamak-boyle-bir-sey/kolektif/cocuk-ve-genclik/okul-cagi-6-10-yas/cocuk-oyku-hikaye/urunno=0000000380667

6- Yaşlı Ayılar Ağaca Tırmanamaz

Çocuklara yaşlıları sevdirebilecek bir kitap. Zor yürüyorlar, yavaş hareket ediyorlar, ağaçlara tırmanamıyorlar diye onları küçümsememiz gerektiğini, yaşlıların bilgeliklerinden çok şey öğrenebileceğimizi anlatan bir kitap.

http://esatis.tubitak.gov.tr/books/6441

7- Dünya Çocukları

Farklı gözler, farklı saçlar, farklı evler, farklı ülkelerle ilgili şahane bir kitap.

http://esatis.tubitak.gov.tr/books/2405

8- Gökkuşağının Tüm Renkleri

Kitabın tanıtım bülteninden “Gözlerimizin şekli, derilerimizin rengi, hatta tercih ettiğimiz yemekler farklılıklarımızı ortaya koyan özelliklerimizdir. Fakat en temel yönlerimizi düşününce, hepimizin fazlasıyla benzer olduğunu görürüz. Hepimiz duygulanırız, düşünürüz, ümitleniriz ve rüyalar görürüz; mutlu olunca gülümser, çok üzülünce ağlarız. Dünyanın her yerinden insanlar bir araya gelince muhteşem bir görüntü ortaya çıkar. Bu, bir gökkuşağı gibidir. Hepimiz insan olduğumuz için farklılıklarımızı sevmeliyiz. Hadi, bir araya gelelim ve bir gökkuşağı oluşturalım! ”

http://www.idefix.com/kitap/gokkusaginin-tum-renkleri-jennifer-moore-mallinos/tanim.asp?sid=X4B2XTCQQ565V3P969X4

9- Elmer – Gri fil sürüsünde tek rengarenk fil olmak. kolay değil elbette.

http://www.birdolapkitap.com/2010/06/01/farkli-olmanin-nesi-kotu/

10- Kütüphanedeki Aslan

İşte bazı aslanlar da kitap düşkünü arkadaş. Kütüphaneye kitapları koklamaya, okumaya geliyor ama kütüphanede bir aslan olur mu hiç? Oluyor. Ama sırf “aslan” olduğu için birgün herkesin verebileceği bir tepkiyi verirse, dışlanması da çok kolay oluyor. Çok güzel bir hikaye. Ayrıca kütüphaneleri de sevdiren ve kuralların bazen uygulanmayabileceğini de çok güzel anlatan bir kitap.

http://www.birdolapkitap.com/2010/02/18/her-kutuphanenin-gonlunde-bir-aslan-yatar-2/

11- A Mother for Choco

Muhteşem, muhteşem, muhteşem bir kitap. Keşke Türkçe olarak da bir an önce yayımlansa. Choco küçük bir kuş. Annesini arıyor. Ama tüm hayvanlar choco’ya benzemediklerini söylerek onun annesi olamayacaklarını söylüyorlar. Sonra bir ayı annesini bulamadığı için üzülen choco’nun yanına gidiyor ve choco’nun annesi olsaydı neler yapacaklarını soruyor. Birbirlerine sarılıyorlar, şarkı söylüyorlar, dans ediyorlar. Ayı choco’nun annesi oluyor. Ve diğer çocuklarıyla tanıştırıyor. Bir hipopotam yavrusu, bir domuzcuk ve bir timsah yavrusu 🙂 Hiçbiri ayıya benzemiyor. Çünkü anne olmak için benzemeye gerek yok ki. Sevmek, emek vermek yeter 🙂

Kitabın okunduğu bir video.

http://www.youtube.com/watch?v=8XCQLAB_qAQ

Satın almak isterseniz.

http://www.amazon.com/Mother-Choco-Paperstar-Keiko-Kasza/dp/0698113640

12- Tüm Todd Parr kitapları.

Mesela Family Book.

Her aile farklıdır. Bazı aileler kalabalık, bazı aileler küçük (misal analı kızlı) bazı aileler aynı renkten, bazı aileler farklı renklerden, bazı aileler iki babadan (huuppss burası Türkiye, ileri gitmeyelim ) oluşur.

http://www.amazon.com/The-Family-Book-Todd-Parr/dp/0316070408/ref=pd_rhf_ee_s_cp_2_PCJ0?ie=UTF8&refRID=1QF6VHNF086PXF4020V3

It’s Okey To Be Different

http://www.amazon.com/Its-Okay-To-Be-Different/dp/0316043478/ref=pd_bxgy_b_img_y

The Mommy Book– Anneler de farklıdır 🙂

http://www.amazon.com/The-Mommy-Book-Todd-Parr/dp/0316070440/ref=pd_sim_b_5

13- Tali Alayla Başa Çıkıyor

Gözlük taktığı için arkadaşları tarafından alay edilen Tali’nin yaşadıkları.

http://www.idefix.com/kitap/tali-alayla-basa-cikiyor-berrin-goncu-isikoglu/tanim.asp?sid=KZPV2XLQOA8A42BTU4M2

14- Down Sendromlu Bir Arkadaşım Var-

Henüz okumadık ama yeni sipariş listemizin ilk sırasında. 

http://www.idefix.com/kitap/down-sendromlu-bir-arkadasim-var-jennifer-moore-mallinos/tanim.asp?sid=WL5T18CSCS4SXC86W6KL

15-My Friend With Autism

Çocuklara otizmi anlatan ve otizmli arkadaş hakkında bir kitap. En kısa zamanda alınacaklar listesinde. Ve keşke bu kitap da Türkçe yayımlansa.

http://www.amazon.com/My-Friend-Autism-Enhanced-Coloring/dp/193527418X

Şimdilik bu kadar. Sizin de ekleyeceğiniz kitaplar varsa, harika olur 🙂

Hayal kırıklıkları

Gorkem’in son yazısı beni de düşündürdü. Hiçkimseye ayrımcılık yapmayan, farklılıkları nedeniyle insanları küçümsemeyen, her koşulda şikayet etmeden yaşamını sürdürebilecek donanıma sahip bir çocuk yetiştirmek hayalim. Bunun için de kendimce çabalıyorum. Pekçok anne de çabalıyor. Çok iyi biliyorum. Ancak, ben ne kadar sözle, kitaplarla bu konuları anlatmaya çalışsam da, birebir yaşamadığı, tecrübe etmediği sürece çocuğun sizin anlattıklarınızı içselleştirmesi mümkün olmayabiliyor.

Arabamız olduğu dönemde, toplu taşımaya alışsın diye N. ile ayda bir otobüs  veya tramvaya binerdik ve çok eğlenirdi. İki ay önce arabasız kalıp, otobüse binmenin eğlence olmadığını ve sürekliliğini algılayınca şikayetler, mızırdanmalar başladı. Yoruldum, arabamızı istiyorum, burası kalabalık vesaire 🙂 15 gün kadar bu şikayetler devam etti ama şimdi hiç sesi çıkmıyor ve otobüste kart nasıl gösterilir, nasıl para verilir, yaşlı ve çocuklulara yer verilir hepsini öğrendi 🙂 sabahın köründe okula servisle gitmeye de alıştı 🙂  Bazen içim acıyor ama bir taraftan da ikimiz için de iyi oldu diyorum. Ben bile yaşadığım şehrin, memleketin gerçeklerinden, arabalı yaşam nedeniyle kopmuşum meğer 🙂

N. 3 yaşına geldiğinde, danışmanımız yavaş yavaş hayal kırıklıklarına alıştırmanın zamanı geldi demişti. Bu yaştan itibaren çocuğu hayal kırıklıklarına alıştırmak, hem çocuğu büyüdüğünde başına geleceklere hazırlamak, hem de anneyi herşeyi açıklama, ikna etme, gerekçe bulma derdinden kurtarmak için gerekliymiş. Bizde oldukça işe yaradı. 2 ayda bir bir oyuncakçıya gidip,  gezip dolaşıp hiçbir şey almadan çıkmak. Neden veya gerekçe sunmadan. Tabii ki çocuk soracak, neden oyuncak almadık anne. Hımm bugün almıyoruz üzgünüm. (param yok, pahalı v.s. söylemek yok.) Bu gelecek yıllarda nasıl işe yarıyormuş. Örnek. Çocuğunuz 15 yaşına geldi ve arkadaşlarıyla dışarı çıkıp sabaha karşı dönmek istiyor. Siz de gece 12 sınırı koydunuz diyelim. Çocuk bu sınıra karşı çıkacak ve nedenini öğrenmek isteyecek, sizin her söylediğiniz gerekçeye de muhakkak bir kulp bulacak. İşte o zaman bu alıştırmalar işe yaracakmış. gece 12’de eve dönmeni istiyorum. Neden anne. Neden yok. Öyle istiyorum gibi 🙂 Analarımızın yaptıkları aslında 🙂 Eminim buna karşı çıkacak okuyucular olacaktır 🙂

Arabasız kaldığımızda da bu işimize yaradı.

– Arabamız nerede anne.

– İnsanların bazen arabaları olur bazen de olmaz. Şimdi de bizim yok.

– Ama bizim vardı anne, şimdi neden yok.

– Bir süre böyle kızım.  (Ebeveyni ilgilendiren bu konunun ayrıntılarını 4,5 yaşındaki çocuğa anlatıp yük vermeye gerek yok gerçekten)

Bazen gerekçesiz de  bir şey yapılmayabilir veya yapılabilir. Hayatta ne yazık ki bu da var.

Ebeveynler olarak biz ne yaparsak yapalım, muhakkak herşey bizim istediğimiz gibi olmayacak, yeni nesil bizden çok farklı olacak. Bundan eminim. Yine de ben aklımın erdiğince elimden geleni yapayım. Gerisi kısmet diyeceğim, çare yok 🙂

Bir para hikayesi

Para yüzünden dün gecem sıkıntılı ve neredeyse uykusuz geçti. Konu şuydu.

Dün akşam N. servisten iner inmez çantasından çıkardığı 20 TL’yi bana uzattı ve ardından aramızda şu diyalog yaşandı.

N: Anne bak para (gülümseyerek)

A: Kim verdi bunu sana kızım.

N: Arkadasim B. verdi.

A: Arkadasın da olsa başkalarının verdikleri parayı almıyoruz tamam mı?

N:  Ama anne ona da annesi vermiş, B. bana verdi, ben de sana veriyorum 🙂

Naifliklerine, paranın çocuklar için anlamsızlığına, değersizliğine tebessüm ederek, yarın o parayı arkadaşına vermesini ve annemize sormadan parayı kimseye veremeyeceğimizi söylemesini istedim.

Kreş yönetimiyle konuyu görüştüğümde, ne yazık ki bazı velilerin çocuklarına kreşe gelirken belki gerekir diye harçlık verdiklerini, bazılarının çocukları para isteyince veya cüzdanlarından para alınca hayır diyemedikleri için çocukların çantalarında para bulunabildiğini öğrenince şok oldum. Her çocuğun çantasını hergün arayamayacağımız için engelleyemiyoruz ancak velilerle bu konuyu zaman zaman konuşuyoruz dediler.

Öğretmeninin gözetiminde çocukların kendi aralarında sorunu çözmelerine karar verdik. N. okula gider gitmez parayı arkadaşına vermek istemiş ama arkadaşı B. çok bozulup almak istememiş. Onu ben sana verdim diye diretmiş. N. de hayır, annem annelerimizden izinsiz para verilmeyeceğini söyledi, ben bunu alamam demesine rağmen B. istamiyorum diye ısrar edince öğretmeni müdahil olmuş ve sorun çözülmüş. B. baya surat asmış 🙂

Dün gece uykumu kaçıransa şimdiden, daha bu yaşta çocukların naifliklerine para neden bulaştırılır? Neden 20-50 lira gibi rakamlar çocuklara verilir? Hele böyle bir konuda neden hayır denemez? 4-4,5 yaşındaki çocuğuna 20 lira harçlık veren zihniyetteki veli, çocuk ilkokula başladığında ne yapacaktır? Bu velilerin  çocuklarıyla birlikte eğitim alacak çocuğumu bu meta-lik zihniyetten nasıl koruyacağım? Bunları düşüne düşüne uykum kaçtı.

Peki biz parayla hiç mi tanışmadık ? Şehrimizdeki Nurti anneleriyle kreş bahçemizde yaptığımız takas ve 2. el şenliklerinin birinde  küçülenlerimiz ve ihtiyacımız olmayan herşeyi bir liraya satıp kumbarasına attı. Biriken parayla kreşteki okuma şenliğinde kitap alarak, arkadaşlarıyla birlikte ihtiyacı olan çocuklara hediye ettiler. Bir başka şenlikte, gelecek bahar alacağımız bisikleti için kazandıklarını kumbarasına attı. Yine takas şenliğimiz ve arkadaşlarımızla paylaşımlarımız sayesinde yaz bittiğinde küçülenlerini, kullanmadığı oyuncaklarını ben söylemeden iki arkadaşı için ayırdı ve tasnif etti. Bu sayede paylaşmayı iyi kötü öğrendi sanırım. Umarım böyle de gider. Ancak büyüdükçe çevrenin de etkisiyle neler yaşayacağız? İşte bu beni çok korkutuyor.